Site Dili
Marikon Menü
 SİTE MENÜ
      Ana Sayfa
      Sitenin Amacı
      Marikon Tarihi
      Röportajlar
      Köşe Yazıları
      Forumlar
      Biyografiler
      Şiirler
      Fıkralar
      Kitap Köşesi
      İncelemeler
      Site Haritası
      Ziyaretçi Defteri
      Yönetici&Görevliler
HABERLER
      Haber Gönder
      Haber Konuları
      Haber Arşivi
      Basından
      Belediye
      Aramızdan Ayrılanlar
      Yeni Doğanlar
      Çevre Koylerimiz
      Duyurular
      Kültür Sanat
      Sitemiz Hakkinda
      Köy
      Köy Hikayeleri
      Politika
      Tarih Konulu Yazilar
      Yazarlar
      Yöremiz Hakkında
RESIM&VIDEO
      Resim Galerisi
      Köy Resimleri
      Resim Galerisi 1
      Videolar
      Youtube Videoları
      Mp3 Dinle
TOPLULUKLAR
      Reklamlar
      İletişim
      Tavsiye Edin
      Linkler
      İstatistikler
      Top 10
      Anketler
RADYO
      Radyo Duyuruları
EGLENCE&OYUN
      Doğum Günü
      Burçlar
      Oyunlar
Güncel Haberler
·Diyarbakırspor'a 3 maç ceza
·Köy basan korucular 16 yaşındaki kızı kaçırdı
·Elazığ'da köy tipi konutlar yapılacak
·Başbakan Erdoğan İsveç gezisini iptal etti
·Soykırım kabulünde Kürt vekil belirleyici oldu
·İsveç'ten Türkiye'ye 'tarihiyle yüzleş' çağrısı
·Askerler Yemişli köyünü havan atışına tuttu
·Yunanistan'da yüzbinler hayatı durdurdu
·Taş atan 4 çocuk tahliye edildi
·Kadın sempozyumunda 'Kürt ili' tartışması

devamı...
Ara&Bul
Arama sekli:


Genisletilmis Arama
Google Marikon

Özlü Sözler
Iki seye hakkim olduguna karar verdim: Özgürlük ve ölüm. Birine sahip olamazsam ötekini isterim çünkü hiç kimse beni canli tutsak edemez. Harriet Tubman
Bir halk katillerinin izinden gitmemeli.
Ders çıkarılmayan tarih, gelişmenin önünde bir engel haline gelir. Aleviler, aydınlar bunun muhasebesini yapmak zorunda. Sadece Sivas katliamına bakıldığında bile görülür ki, Alevilere kendi örgütlülükleri ve mücadeleleriyle varolmak yerine, CHP'ye, AB'ye sırtını yaslamasını önerenler, Sivas katliamcılarının düzenine güç veriyorlar. Aleviler, neden en büyük katliamları oylarıyla iktidara getirdikleri CHP, SHP dönemlerinde yaşadıklarının, Avrupa Birliği'nin, neden Sivas ve onun gibi daha bir çok katliamı hiç gündemine getirmediğinin ve bunlara sırtlarını ne kadar dayayabileceklerinin muhasebesini yapmalıdırlar.

Yakanlar iktidar!

Ben Musayım sen Firavun / İkrarsız şeytanı lain
Bu kaçıncı ölmem hain / Pir Sultan ölür dirilir



16 yıl geçti; katliamın sorumluları, planlayanları yargılanmadı; o gün hükümette, orduda, poliste sorumlu mevkilerde oturanlar, sorumluluklarının hesabını vermediler. Binlerce kişilik saldırgan güruhtan küçük bir grup "devleti aklamak" amacıyla kurban edildi. Sorumlular, tüm sorumsuzluklarıyla ve ellerindeki kanlarla ortada dolaşıyorlar.

Çünkü Sivas katliamını yapanlar, bu ülkeyi yönetenlerdi. Egemen sınıflardı. Katiller, kendileri iktidar olduğu için, kendilerini yargılamadılar.

Sivas katliamı, 1990'ların başından itibaren infazlarla, işkencelerle, kaybetmelerle devrimci mücadeleyi bastırmaya çalışan oligarşinin halka, özel olarak da Alevi halka gözdağıydı. Sivas katliamı aynı zamanda, halkın mücadelesini durduramayanların, halkı birbirine düşürme planıydı.

Sivas katliamı, oligarşinin "linç" provokasyonlarının en boyutlu örneklerinden biridir

2 Temmuz 1993'te, Sivas'ta Madımak Oteli'nde gerici, faşist bir güruh tarafından kuşatılan 33 insanımız, polisin, askerin, hükümetin gözleri önünde, onların onayıyla diri diri yakıldı.

Sivas katliamı, bugün değişik boyutlarda tekrarını izlediğimiz linç saldırılarının en boyutlu örneklerinden biridir. Sivas katliamının senaryosu ve planı, linç saldırılarının karakteristik gerekçeleriyle şekillendirilmişti. Bugünkü "bayrak" provokasyonlarından tek farkı, "bayrak yakılıyor" gerekçesi yerine "din elden gidiyor" gerekçesinin kullanılmış olmasıdır. Bunun dışındaki tüm olgular hemen hemen aynıdır. Sivastaki yerel gerici gazeteler, katliam öncesinde "Aziz Nesin dinimize küfrediyor... din elden gidiyor... müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız" başlıklarıyla provokasyonu hazırladılar. Saldırının açıklaması "Halk tahrik olmuştu", "halkın hassasiyetlerine dokunulmuştu"! diye yapıldı.

Oligarşinin sözcüleri, Trabzon'da saldıran linççi güruhu nasıl ki "halk", saldırıyı da "halkın tepkisi" diye meşru göstermeye çalıştıysa, Sivas'ta da öyle yapılmıştı. Sivas katliamı gerçekleştirildiğinde Başbakanlık koltuğunda DYP'li Tansu Çiller, Başbakan Yardımcılığı'nda Erdal İNÖNÜ, *****hurbaşkanlığı makamında ise Süleyman Demirel oturuyordu.

*****hurbaşkanı ve Başbakan'ın Sivas katliamı üzerine yaptığı açıklamalar, bu katliamın ve katliamcıların oligarşi tarafından nasıl sahiplenildiğini tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık ortaya koyuyordu:

*****hurbaşkanı Demirel: saldırı başladığında yerel yetkililere "Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin" talimatını verdi. Katliamdan sonra yaptığı açıklamalarda da şunları söyledi: "olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur". DYP-SHP hükümetinin Başbakanı Tansu Çiller ise, otelde diri diri yakılanların külleri soğumamışken, tarihimize geçen şu açıklamayı yaptı: "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!.. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır ve ölenler de çıkan yangından boğularak ölmüşlerdir."

Onlara göre, halk tahrik sonucu galeyana gelmişti... Onlara göre halk, saldıran güruhtu. Peki saldırıya uğrayan, katledilen, diri diri yakılanlar kimdi? Onlar bu toprakların halkı, bu ülkenin vatandaşı değil miydi? Hayır, oligarşiye göre, onlar, soyu kurutulması gereken ilerici, sosyalist aydınlar, asimile edilmesi gereken aleviler, hak ve özgürlük istediği için sindirilmesi gereken halktılar.

Oligarşik devletin en tepesindekilerin bu bakış açısı, katliama ilişkin kullandıkları bu kavramlar, gösteriyordu ki, Sivas katliamı, oligarşinin halka karşı onyıllardır sürdürdüğü savaşın yeni bir saldırısından başka bir şey değildi.

Sivas katliamının faili oligarşik iktidardır

Sıvas'ta yapılan Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat Şenliği'ne saldırı planlanmış, hazırlıkları aleni biçimde yapılmış bir saldırıydı. Çok çeşitli araştırmalardan yansıyan bilgiler, hazırlık ve planın niteliğini göstermeye yeter; Katliamdan bir kaç ay önce Sıvas'ta Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı bir birim oluşturularak, bu birime bağlı kontrgerilla elemanları, daha sonra saldırı ve katliamda önemli bir rol oynayacak olan Milli Gençlik Vakfı'nda toplantılar düzenlediler.

Konya'dan, Kayseri'den, başta Sarıyer bölgesi olmak üzere İstanbul'dan son bir hafta içinde gruplar halinde getirilen gericiler, faşistler MGV yurtlarına yerleştirildiler... Belediye, tamirat gerekçesiyle uygun yerlere bol miktarda kaldırım taşı yığdı.

1 Temmuz'da gericiler, faşistler ve polisin BİRLİKTE, devrimci, demokrat, ilerici dergi standlarına ve yazarlara saldırması, katliamın başlangıç noktası oldu.

2 Temmuz'da camilerde "cihad" çağrısı yapıldı. FP'li Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, katliamcı güruha hitaben yaptığı konuşmada "gazanız mübarek olsun!" dedi. Toplanan güruh, Kültür Merkezi'ne saldırdı.

Birdenbire gelişen bir saldırı, aniden çıkan bir olay sözkonusu değildi. Saldırının boyutu gün gün, saat saat tırmandırılıyor, polis, asker ve Ankara'daki hükümet seyrediyordu. Oligarşinin tüm kesimleri, bu katliamın içinde açıkça yeralmışlardır. Sivas katliamını sadece "şeriatçıların" işi gibi göstermek bu açıdan bir yanılgı ve yanıltmacadır. Taşı atan, benzini taşıyan, ateşi tutuşturan kendilerine islamcı, müslüman diyen yobazlardır, orası doğru; ama bu ülkedeki dinci örgütlenmeler, istisnaları hariç, hiç bir zaman oligarşiden, devletten bağımsız olmadılar. Sivas'ta da tarikatların ve "ocak"ların "tezgahından" geçen dinci gericiler ve MHP'li, BBP'li faşistler, aynı Kanlı Pazar'da olduğu gibi kontrgerillanın maşası olarak halka karşı kullanıldılar. Katliam saldırısının başından sonuna kadar polisin, ordunun ve hükümetin tavrı, katliamın devlet operasyonu olduğunu kanıtladı.

Otelde kuşatılanlar, başından itibaren yetkililerle, hükümet üyeleriyle temastaydılar; onlara hep bekleyin denildi; ama bekleyin diyenler, katliamı önleyecek emirleri vermediler. İşte katliamın gelişiminden bir enstantane: Saat 16.30... Gerici güruh oteli taşlamaya başlıyor.

Polis telsizinden bir anons:
- Taş atıyorlar, ne yapalım.

Cevap veriliyor:
- Anlaşıldı. Müdahale etmeyin.

Oligarşinin iktidarının politikasının özeti işte bu iki kelimededir: "Müdahale etmeyin!"

Çünkü Sivas katliamı, oligarşi tarafından kararı alınmış bir katliamdır. Karar uygulanacaktır. Sivas'ı unutmamak, oligarşinin iktidarına karşı mücadele etmektir Sivas katliamı, Türkiye tarihi açısından doğru değerlendirilebildi mi? Bu soruya olumlu cevap vermek zordur. En başta bu saldırının doğrudan hedefi olan Aleviler, aydınlar, büyük çoğunluğu itibarıyla katliamdan doğru sonuçları çıkaramamışlardır.

Ders çıkarılmayan tarih, gelişmenin önünde bir engel haline gelir. Aleviler, aydınlar bunun muhasebesini yapmak zorunda. Sadece Sivas katliamına bakıldığında bile görülür ki, Alevilere kendi örgütlülükleri ve mücadeleleriyle varolmak yerine, CHP'ye, AB'ye sırtını yaslamasını önerenler, Sivas katliamcılarının düzenine güç veriyorlar. Aleviler, neden en büyük katliamları oylarıyla iktidara getirdikleri CHP, SHP dönemlerinde yaşadıklarının, Avrupa Birliği'nin, neden Sivas ve onun gibi daha bir çok katliamı hiç gündemine getirmediğinin ve bunlara sırtlarını ne kadar dayayabileceklerinin muhasebesini yapmalıdırlar.

Diri diri yakanlar ve yaktıranlar, iktidardadırlar. Oligarşi katletmeye devam ediyor. O günden bu yana, hapishanelerde katledip, diri diri yakmadılar mı? İnfazlarda kanımızı dökmediler mi? Düşüncelerimizi, inançlarımızı, örgütlenmelerimizi yoketmek için zulüm üstüne zulüm uygulamıyorlar mı?

Sivası unutmayalım. Sivasın gösterdiğini görelim.

Katliamın gerçekleştirildiği Madımak Oteli, büyük bir utanmazlığın ve aymazlığın simgesi olarak "kebap salonu" yapıldı. Diri diri yakılanların saçlarından, derilerinden kalan kokular, kebap kokularına karışıyor şimdi orada. Unutmak ve unutturmak, oligarşinin değişmez bir politikasıdır. Ama değil kebap salonu yapmak, orayı tümden yıksalar, Madımak otelinden tek bir tuğla dahi bırakmasalar unutturamazlar. Unutmadığımızı, emperyalizmin ve işbirlikçi oligarşinin iktidarına karşı mücadele

Tarih: 01.07.2009 Saat: 23:16 Gönderen: huseyin

Not :Yorumları sadece üyeler yazabilir ve okuyabilirler...
Seçenekler
 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Haberler

Haber Arşivi
Anket
Sizce Avrupa ve Batı’nın toplumumuza daha çok hangi alanda etkisi oldu?

Maddi açıdan insanlara yararı daha çok oldu
Kültürümüzün yozlaşmasına neden oldu
İnsanlarımız daha çok olumlu yönlerini aldı
Gençlerimizi olumsuz yönde etkiledi



Sonuçlar
Diğer Anketler

Toplam Oy: 187
Yorum: 0
Kullanıcı Menüsü
Hoş geldin, Ziyaretci
Nickname
Şifre
(Kaydol)
Üyelik:
Son Üye: ozan_01
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 1904

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 20
Üye: 0
Toplam: 20
Linkler



Ziyaretci Sayacı
Pazartesi459
Salı453
Çarşamba484
Perşembe476
Cuma40
Cumartesi482
Pazar540
Toplam:1294631
En Çok:2192
Bilgi
Üyeler:1904   
Haber Kategorisi:18   
Toplam Haber:538   
Bekleyen Haber:3   
Haber Yorumlari:1101   
Incelemeler:12   
Kayitli Yas Gunu:419   
Kose Yazarlari:8   
Kose Yazilari:32   
Şiirler:301   
Bekleyen Şiirler:4   
Fıkralar:194   
Bekleyen Fıkralar:2   
Kitaplar:47   
Bekleyen Kitaplar:0   
Fotograf Kategorisi3  
Fotograf Albumu245   
Fotograf Sayisi389   
Fotograf Yorumu293   
Videolar11   
Youtube Videolari153   
Linkler24   

Site Map
Powered by Copyright © Marikon.Net. All Rights Reserved..
Sayfa Üretimi: 0.38 Saniye