| Bir halk katillerinin izinden gitmemeli. |
|
Ders çıkarılmayan tarih, gelişmenin önünde bir engel haline gelir. Aleviler, aydınlar bunun muhasebesini yapmak zorunda. Sadece Sivas katliamına bakıldığında bile görülür ki, Alevilere kendi örgütlülükleri ve mücadeleleriyle varolmak yerine, CHP'ye, AB'ye sırtını yaslamasını önerenler, Sivas katliamcılarının düzenine güç veriyorlar. Aleviler, neden en büyük katliamları oylarıyla iktidara getirdikleri CHP, SHP dönemlerinde yaşadıklarının, Avrupa Birliği'nin, neden Sivas ve onun gibi daha bir çok katliamı hiç gündemine getirmediğinin ve bunlara sırtlarını ne kadar dayayabileceklerinin muhasebesini yapmalıdırlar.
Yakanlar iktidar!
Ben Musayım sen Firavun / İkrarsız şeytanı lain Bu kaçıncı ölmem hain / Pir Sultan ölür dirilir
16 yıl geçti; katliamın sorumluları, planlayanları yargılanmadı; o gün hükümette, orduda, poliste sorumlu mevkilerde oturanlar, sorumluluklarının hesabını vermediler. Binlerce kişilik saldırgan güruhtan küçük bir grup "devleti aklamak" amacıyla kurban edildi. Sorumlular, tüm sorumsuzluklarıyla ve ellerindeki kanlarla ortada dolaşıyorlar.
Çünkü Sivas katliamını yapanlar, bu ülkeyi yönetenlerdi. Egemen sınıflardı. Katiller, kendileri iktidar olduğu için, kendilerini yargılamadılar.
Sivas katliamı, 1990'ların başından itibaren infazlarla, işkencelerle, kaybetmelerle devrimci mücadeleyi bastırmaya çalışan oligarşinin halka, özel olarak da Alevi halka gözdağıydı. Sivas katliamı aynı zamanda, halkın mücadelesini durduramayanların, halkı birbirine düşürme planıydı.
Sivas katliamı, oligarşinin "linç" provokasyonlarının en boyutlu örneklerinden biridir
2 Temmuz 1993'te, Sivas'ta Madımak Oteli'nde gerici, faşist bir güruh tarafından kuşatılan 33 insanımız, polisin, askerin, hükümetin gözleri önünde, onların onayıyla diri diri yakıldı.
Sivas katliamı, bugün değişik boyutlarda tekrarını izlediğimiz linç saldırılarının en boyutlu örneklerinden biridir. Sivas katliamının senaryosu ve planı, linç saldırılarının karakteristik gerekçeleriyle şekillendirilmişti. Bugünkü "bayrak" provokasyonlarından tek farkı, "bayrak yakılıyor" gerekçesi yerine "din elden gidiyor" gerekçesinin kullanılmış olmasıdır. Bunun dışındaki tüm olgular hemen hemen aynıdır. Sivastaki yerel gerici gazeteler, katliam öncesinde "Aziz Nesin dinimize küfrediyor... din elden gidiyor... müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız" başlıklarıyla provokasyonu hazırladılar. Saldırının açıklaması "Halk tahrik olmuştu", "halkın hassasiyetlerine dokunulmuştu"! diye yapıldı.
Oligarşinin sözcüleri, Trabzon'da saldıran linççi güruhu nasıl ki "halk", saldırıyı da "halkın tepkisi" diye meşru göstermeye çalıştıysa, Sivas'ta da öyle yapılmıştı. Sivas katliamı gerçekleştirildiğinde Başbakanlık koltuğunda DYP'li Tansu Çiller, Başbakan Yardımcılığı'nda Erdal İNÖNÜ, *****hurbaşkanlığı makamında ise Süleyman Demirel oturuyordu.
*****hurbaşkanı ve Başbakan'ın Sivas katliamı üzerine yaptığı açıklamalar, bu katliamın ve katliamcıların oligarşi tarafından nasıl sahiplenildiğini tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık ortaya koyuyordu:
*****hurbaşkanı Demirel: saldırı başladığında yerel yetkililere "Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin" talimatını verdi. Katliamdan sonra yaptığı açıklamalarda da şunları söyledi: "olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur". DYP-SHP hükümetinin Başbakanı Tansu Çiller ise, otelde diri diri yakılanların külleri soğumamışken, tarihimize geçen şu açıklamayı yaptı: "Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!.. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır ve ölenler de çıkan yangından boğularak ölmüşlerdir."
Onlara göre, halk tahrik sonucu galeyana gelmişti... Onlara göre halk, saldıran güruhtu. Peki saldırıya uğrayan, katledilen, diri diri yakılanlar kimdi? Onlar bu toprakların halkı, bu ülkenin vatandaşı değil miydi? Hayır, oligarşiye göre, onlar, soyu kurutulması gereken ilerici, sosyalist aydınlar, asimile edilmesi gereken aleviler, hak ve özgürlük istediği için sindirilmesi gereken halktılar.
Oligarşik devletin en tepesindekilerin bu bakış açısı, katliama ilişkin kullandıkları bu kavramlar, gösteriyordu ki, Sivas katliamı, oligarşinin halka karşı onyıllardır sürdürdüğü savaşın yeni bir saldırısından başka bir şey değildi.
Sivas katliamının faili oligarşik iktidardır
Sıvas'ta yapılan Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat Şenliği'ne saldırı planlanmış, hazırlıkları aleni biçimde yapılmış bir saldırıydı. Çok çeşitli araştırmalardan yansıyan bilgiler, hazırlık ve planın niteliğini göstermeye yeter; Katliamdan bir kaç ay önce Sıvas'ta Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı bir birim oluşturularak, bu birime bağlı kontrgerilla elemanları, daha sonra saldırı ve katliamda önemli bir rol oynayacak olan Milli Gençlik Vakfı'nda toplantılar düzenlediler.
Konya'dan, Kayseri'den, başta Sarıyer bölgesi olmak üzere İstanbul'dan son bir hafta içinde gruplar halinde getirilen gericiler, faşistler MGV yurtlarına yerleştirildiler... Belediye, tamirat gerekçesiyle uygun yerlere bol miktarda kaldırım taşı yığdı.
1 Temmuz'da gericiler, faşistler ve polisin BİRLİKTE, devrimci, demokrat, ilerici dergi standlarına ve yazarlara saldırması, katliamın başlangıç noktası oldu.
2 Temmuz'da camilerde "cihad" çağrısı yapıldı. FP'li Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, katliamcı güruha hitaben yaptığı konuşmada "gazanız mübarek olsun!" dedi. Toplanan güruh, Kültür Merkezi'ne saldırdı.
Birdenbire gelişen bir saldırı, aniden çıkan bir olay sözkonusu değildi. Saldırının boyutu gün gün, saat saat tırmandırılıyor, polis, asker ve Ankara'daki hükümet seyrediyordu. Oligarşinin tüm kesimleri, bu katliamın içinde açıkça yeralmışlardır. Sivas katliamını sadece "şeriatçıların" işi gibi göstermek bu açıdan bir yanılgı ve yanıltmacadır. Taşı atan, benzini taşıyan, ateşi tutuşturan kendilerine islamcı, müslüman diyen yobazlardır, orası doğru; ama bu ülkedeki dinci örgütlenmeler, istisnaları hariç, hiç bir zaman oligarşiden, devletten bağımsız olmadılar. Sivas'ta da tarikatların ve "ocak"ların "tezgahından" geçen dinci gericiler ve MHP'li, BBP'li faşistler, aynı Kanlı Pazar'da olduğu gibi kontrgerillanın maşası olarak halka karşı kullanıldılar. Katliam saldırısının başından sonuna kadar polisin, ordunun ve hükümetin tavrı, katliamın devlet operasyonu olduğunu kanıtladı.
Otelde kuşatılanlar, başından itibaren yetkililerle, hükümet üyeleriyle temastaydılar; onlara hep bekleyin denildi; ama bekleyin diyenler, katliamı önleyecek emirleri vermediler. İşte katliamın gelişiminden bir enstantane: Saat 16.30... Gerici güruh oteli taşlamaya başlıyor.
Polis telsizinden bir anons: - Taş atıyorlar, ne yapalım.
Cevap veriliyor: - Anlaşıldı. Müdahale etmeyin.
Oligarşinin iktidarının politikasının özeti işte bu iki kelimededir: "Müdahale etmeyin!"
Çünkü Sivas katliamı, oligarşi tarafından kararı alınmış bir katliamdır. Karar uygulanacaktır. Sivas'ı unutmamak, oligarşinin iktidarına karşı mücadele etmektir Sivas katliamı, Türkiye tarihi açısından doğru değerlendirilebildi mi? Bu soruya olumlu cevap vermek zordur. En başta bu saldırının doğrudan hedefi olan Aleviler, aydınlar, büyük çoğunluğu itibarıyla katliamdan doğru sonuçları çıkaramamışlardır.
Ders çıkarılmayan tarih, gelişmenin önünde bir engel haline gelir. Aleviler, aydınlar bunun muhasebesini yapmak zorunda. Sadece Sivas katliamına bakıldığında bile görülür ki, Alevilere kendi örgütlülükleri ve mücadeleleriyle varolmak yerine, CHP'ye, AB'ye sırtını yaslamasını önerenler, Sivas katliamcılarının düzenine güç veriyorlar. Aleviler, neden en büyük katliamları oylarıyla iktidara getirdikleri CHP, SHP dönemlerinde yaşadıklarının, Avrupa Birliği'nin, neden Sivas ve onun gibi daha bir çok katliamı hiç gündemine getirmediğinin ve bunlara sırtlarını ne kadar dayayabileceklerinin muhasebesini yapmalıdırlar.
Diri diri yakanlar ve yaktıranlar, iktidardadırlar. Oligarşi katletmeye devam ediyor. O günden bu yana, hapishanelerde katledip, diri diri yakmadılar mı? İnfazlarda kanımızı dökmediler mi? Düşüncelerimizi, inançlarımızı, örgütlenmelerimizi yoketmek için zulüm üstüne zulüm uygulamıyorlar mı?
Sivası unutmayalım. Sivasın gösterdiğini görelim.
Katliamın gerçekleştirildiği Madımak Oteli, büyük bir utanmazlığın ve aymazlığın simgesi olarak "kebap salonu" yapıldı. Diri diri yakılanların saçlarından, derilerinden kalan kokular, kebap kokularına karışıyor şimdi orada. Unutmak ve unutturmak, oligarşinin değişmez bir politikasıdır. Ama değil kebap salonu yapmak, orayı tümden yıksalar, Madımak otelinden tek bir tuğla dahi bırakmasalar unutturamazlar. Unutmadığımızı, emperyalizmin ve işbirlikçi oligarşinin iktidarına karşı mücadele
|
|
|
Tarih: 01.07.2009 Saat: 23:16 Gönderen: huseyin Not :Yorumları sadece
üyeler yazabilir ve okuyabilirler...
|
|
|