Dünyanin her yerinden herkesin yenilecegi bir yer vardir. Kimilerini yenilgi yikar , kimileriyse zaferle küçülür, bayagilasirlar. Büyüklük, hem yenilgiyi, hem de zaferi kabullenebilen kisilerde yasar. John Steinbeck
EDEB-Bulent Aldede'nin yazisi,,,,,
aldede bildirdi: "EDEBle ilgili bu yazıya daha başlarken EDEPsizlik yapmamak adına şunu belirtmem gerek: Aşağıda EDEBi hem günlük yaşamdaki ahlak hem de Alevilikteki derin anlamıyla ele alırken, EDEB denen o koca deryadan sizlere bu yazıda sunabileceğim olsa olsa ancak bir iki damla olabilir. Bu dünyada ne olursanız olun, eğer EDEPli değilseniz, aslında hiçbir şey değilsinizdir. Çünkü EDEBden haberi olmayan insanların iktidarıdır bugün bu dünyayı yaşanmaz kılan, EDEBin yitirilmiş unutulmuş olmasıdır bugünki bu başı boş yaşama, bu keşmekeşliğe, onurdan izzeti nefisten uzak, insanların toplum olmaktan çok yığın olduğu anlamsız kalabalıklar olmamıza sebep halimiz. Bakın Hak Ozanı Noksani bir nefesinin bir dörtlüğünde nasıl söylüyor:
Varıp bir kamilden öğren nefsini Nefsini bildiysen bildin Rabb’ini Varından geçerek yok et kendini Şeriattan edeb öğren gel beri
Yine bir alevi ozanı olan Şevki (yada Şevkû) bunu şöyle dile getiriyor:
Aşkın kitabını aldım elime Kısmetimiz gurbet ele düştü kal Yaradan Mevla’dan üç dileğim var Biri edeb biri akıl bir kemal
Bunu kutbül arifin Hünkar Hacı Bektaşı Veli nasıl da öz ve kısa söylemiş: “Eline Diline Beline Sahip Ol” (EDEB). Bu söz, söyleyip geçersen basit bir cümledir beş dakika sonra unutacağın; söyleyip düşünürsen koskoca bir ummandır yaşamın boyunca kendine klavuz edeceğin. Eline sahip olsaydı insanlar, rızasız hiçbir iş olmazdı bu dünyada. Bunu yaşamının temel üç prensibinden biri yapan kişi ne rızasız bir lokma yer, ne hakkı olmayana el uzatır ne de böylesi hırslara köle olurdu. Sömürü denen çirkin mekanizma bir defa ortadan kalkardı. Bu tip hırslar yüzünden dökülen onca kan dökülmemiş olurdu. Eline sahip olmak, temiz ahlaktan uzak olanlara elbetteki zordur. Çünkü insanlar yaptıkları herşeye bir haklılık yakıştırmak isterler ve bundan dolayı çirkin şeyler yaptıkça o çirkinliğin içine daha da fazla batarlar. Şahi Merdan bunu şöyle dile getiriyor: “Nefis öyle birşeydir ki, sen onu kontrol edip terbiye ettikçe uysallaşır, güzelleşir. Sen onu kontrol etmekten vaz geçince de, o seni esir alır ve canavarlaşır.” Diline sahip olsaydı insanlar, ne dedikodular, ne masum kişilere isnad edilen suçlar, ne yalan yanlış yazılar, ne yalan yanlış vaatler ne de bunların sonucu yalanı seven, onu kanıksamış toplumlar olurdu. Tarih insanların, toplumların, halkların birbirlerine hakaretleriyle dolu. Dil bir iletişim aracı. Onu iyiye yada kötüye kullanmaksa, kişilerin ahlakına ve niyetine bağlıdır. Erenler meclisinde Muhabbet ibadettir. Boşa söylenecek tek bir kelime yoktur ve söylenmesi gereken herşey de eksiksiz söylenmelidir. Az konuşmaktan kasıt gerektiğinde, gerektiği kadar konuşmaktır. Amaç söylenecek sözü olanı susturmak değildir. Erenler meclisinde konuşulanlar hakikat ilminin incisi, mercanı, lȃl û gevheridir. Alevi inancı (daha düne kadar aleviliğe ve onun şahsında dedelere saldıranların bugün islamdan uzaklaştırma, yozlaştırma ve savurma çabalarına, buna sözde bilimsel araştırma isbat kılıfı uydurmalarına rağmen) islamın en temiz ve aşkla yoğrulmuş şeklidir, özüdür. Birçok kaynaktan beslenmiş olabilir, ancak bu, bu gerçeği değiştirmez. Tarih birgün bunun böyle olduğunu herkese ispat edecektir. Bundan zerre kadar şüphem yoktur. Muhabbet, yani dilin eylemi, alevi inancında Muhammed Mustafa’nın mihracının merkezindedir. Allah ile doksanbin kelam konuşmuştur. Asla pazarlık yapmamıştır. Bir peygamberin ibadet için Allah’la pazarlık yapması, bir defa mümin olmaya aykırıdır. Allah’ın herşeye kadir olması ilkesine aykırıdır ve tüccarların ibadetinin uydurmasıdır. Beline sahip ol! Eğer bu konuda insanlar EDEBini takınsaydı neler farklı olurdu onu da tahmin etmek zor olmasa gerek. Hele hele bu konuda tarih boyunca erkek cinsinin kadına yaptıkları kitaplara sığdırılamaz türden. Mesela burda buna dair utanç deyimlerini sıralayacak olursak; aldatmak, saldırmak, tecavüz, dağa kaldırmak, diyardan diyara dolaştırmak, yoldan çıkarmak, törelere kurban etmek, kapalı kapılar ardında olmadık zulümler yapıp sonra infaz etmek, yüzüne kara çalmak, bedenlere yapılan akıl almaz saldırılar ve daha neler neler. Hele savaşlarda kadınlara, daha ağzı süt kokan kız çocuklarına yapılanları kendisine ben insanım diyen hiçbir insan kaldıramaz. Daha dün Maraş’ta yapılan katliamda bunlar yapılmadı mı! Ölü kadına bile tecavüz edilmedi mi! Ve hala kürtlere bu devletin askerleri bu zulümleri yapmıyor mu! Yakalanan gerilla kadınların bedenlerine yapılan tecavüzleri o eyleme katılan askerlerin anıları defalarca bize anlatmadı mı! Ama gözaltılarda yapılan tecavüzlerin adı konmamıştır. Orda yapılan hakaretlerin zulümlerin haddi hesabı belli değil. 38’de Dersim’de yapılan katliamdaki tecavüzleri, acımasız uygulamarı daha bilince getirmedikleri için üstü örtülmüş yaman bir çığlıktır hala. Bu tecavüzlere uğramamak için, bunu başarabilmiş birçok gelinin ve kızın kendini yüksek uçurumlardan aşağı atıp, ancak böylece kurtulabildikleri, her türlü engellemelere ve örtme çabalarına rağmen açığa çıkmıştır. Mesela 90’larda Özgür Gündem gazetesinde Dersim Katliamı sırasında hamile bir kadının bedeninin parçalanması sonucu, tesadüfen yaralı kurtulan bir kız bebeğin yaşadığının çevredekiler tarafından fark edilmesi gizlenmesi korunması sonucu yaşayabildiği, annesinin karnında ayağından aldığı süngü darbesinin izini hala taşıdığı ve o kadının hala yaşadığına dair bir haber okumuştum, bu devletin yaptığı zulümlerden iğrenti duyarak. EDEBsizlik sadece şahıslara tek tek yüklenecek bir sorun değildir. O aynı zamanda devletlere ve sistemlere ait bir sorundur da. Sistemlerin EDEBsizliğini anlatmak değil asıl konumuz. Onun için bu konuyu burda bırakıyorum. Alevilerde cem bağlanırken herşeyden önce EDEB ERKAN üzere kendini toparlaması gerekir katılanların. Çünkü doğru ibadet, doğru itikat ve akabinde arzulanan Hak Yolu’nda ilerlemek EDEB olmadan olanaksızdır. Konuşurken, çalışırken, otururken, kalkarken, yerken, içerken, kısacası yaşamın her alanında içinde EDEB olmayana değer verilmez. Alevilikte bu böyledir. Ancak günümüzde alevilerde (büyük çoğunlukla) bu artık böyle değildir malesef. Aleviliği baltalamak adına (bunları bazıları bilinçsizce yapar, ancak bu onları masum kılmaz) yapılan EDEPsizlikler bugün çığ gibi büyümüş ve daha da büyümeye devam etmektedir. Zaman zaman gerek görsel gerek işitsel yayın organlarında olsun, gerek katıldığımız organisazyonlarda olsun, birileri çıkıp, alevilerin gözlerinin içine baka baka aleviliğe koca darbeler vururken, kendine ben aleviyim diyen kişilerde bunu bilinçli yada bilinçsizce alkışlayabiliyor. Bunlara çokca şahit olduk. Ancak burda yapılan bu EDEPsizliğin haddi hesabı yoktur. Bir taraftan resmi ideolojinin hakimiyeti sonucu Anadolu’da şamanizm denen hurafe dinine bağlama çabaları var ki, bu en etkili darbe yöntemi: Sebebi belli: Daha Mustafa Kemal döneminde uyandırılan türk milliyetçiliğinin geliştirilmesi adına T.C. de bir taraftan yasaklanırken alevilik, öbür taraftan neyi ispatlayacağı önceden kararlaştırılan “bilimsel” araştırmaların ne tesadüftür ki, hepsi aleviliğin şamanizmin uzantısı olduğunu ispatlıyordu. Ve günümüzde bazı çıkarları gereği aleviliği şamanizm uzantısı gibi göstermeye çalışanların hepsinin referansları, alevilerin Bektaşi, Yaşar Nuri Öztürk gibi isimlerin hanefi, kendine “ben sosyalist bir partiyim” diyen bazı grupların sosyalist, ordunun en büyük asker, liberalin en büyük liberal, sosyal demokratım diyenin en büyük sosyal demokrat ilan ettiği Mustafa Kemal döneminden kalma, O’nun ve O’nun ekibinin emriyle bu çalışmaları yapan bilimin yüz karası kişilerin eserleridir. Bu çok büyük bir EDEBsizliktir. Bunu yapan alevi kökenli kişi yol düşkünüdür. Nedeni belli: Çünkü o zihiniyeti taşıyan araştırmaların hepsine bakın göreceğiniz kısaca şöyle özetlenebilir: “Şamanist türk boyları Anadolu’ya gelirken, şamanist inancını yaşamaktan vaz geçmedi. Bunu açıktan açığa yapamadığı için islami terminolojiyi kendine kalkan yaptı. Bunun sonucu alevilik denen inanç gelişti. Aleviliğin, ehlibeyt sevgisi çıkarıldığında, islamla hiçbir ilgisi yoktur...” vs. vs. İşte bunları yazan kişiler diyorlar ki, yıllardan bu yana, ta bunca Erenlerden ve Evliyalardan bu yana söylenen onca söz, yapılan onca mücadele, bu uğurda dökülen onca kan, bu aşka düşüpte derisi yüzülen, idam edilen, yakılan onca Hak Ozanı aslında şamanizmi yaşatma derdindelerdi. İşte bu yapılabilecek en büyük hakaretlerden biridir. Bu EDEBsizliklerin en büyüklerinden biridir. Çünkü bununla söylenen şey, bütünüyle alevi geçmişinin bir yalandan ibaret olduğunu savunmaktır. Bunlara istinasız herkes inansa, en fazla on sene sonra alevilik tamamiyle yok olup biter, gider. Ama çok şükür azda olsa bunların yaptıklarına karşı duranlar var, her zamanda var olmaya devam edecektir. Bu türden saldırılarda bulunan başka bir grup daha var: O da bir zamanlar dedeleri taşlayarak sömürücü ilan eden, sonra zaten hiç elde edemediği devrimci kimliğinden uzaklaşınca şimdi cem evlerinin başına oturmaya ve ordan alevilik adına ahkam kesmeye çalışan, bu anlamda aleviliğe saldıran grup. Bunlardan bazılarının konuşmalarına şahit oldum. Özetle söyledikleri şunlardır: “Aleviliğin islamla yakından uzaktan bir ilgisi yok. Bize kimse islamı yapıştırmaya bulaştırmaya çalışmasın. Biz şu an bile korkumuzdan islamdan kendimizi tamamen kurtaramıyoruz. Onun için tarihteki alevilerin ve ozanların nefeslerinde Allah Muhammed ve Ali’den basetmelerine şaşmamak gerek. Ancak artık zaman değişti. Bırakın artık şu yedi uluları. Bir dede gelip de bize hala islam olduğumuzu iddia edecekse hiç gelmesin. Bizim o dedeye ihtiyacımız yok. O dede ceketini alıp evine gitsin. Biz kendimize dedemizi de buluruz.” Tabi bu yazdıklarım kısacası. Hızını aldıkları zaman durmak da bilmiyorlar. Ben bunlara şu şekilde cevap vereyim: Ehli Beyt’i ve Muhammed Mustafa’yı korktukları için andıklarını iddia ediyorsunuz. Eğer bu ölmekten korktukları için yaptıkları birşeyse bunun bir faydasını görememişler. Hatta tersine sırf alevi oldukları için öldürülmüşler. Yani “Biz Ehli Beyt’i sevmiyoruz, biz alevi değiliz” deseler yaşayacaklar. Burdaki bu yalan/yanlışınız bu şekil ortaya çıkıyor ya, ben daha da yazayım: Açın bakın! Hangi alevi ozanı olursa olsun açın bir nefesine bakın! Orda göreceğiniz Kuran’dır, orda göreceğiniz Muhammed Mustafa, Aliyel Murtaza, orda göreceğiniz mümin olmaktır: Kısaca orda göreceğiniz AŞKtır. AŞK korkunun olduğu yerde barınmaz. Hem alevi olacağız, hem de yedi ululardan vaz geçeğiz, bu hiç olmaz. Sen yapabiliyorsan sen yap bunu! Biz yapamayız. Mesela Dertli Hz. Hüseyin’in yoluna, aşık bir alevi, bir Hak Ozanıdır. Birgün bir berber Dertli’ye elindeki usturayı uzatıp “Hep Ehli Beyt’i Hz. Hüseyin’i ne kadar sevdiğini ve onların yoluna öleceğini söylüyorsun. Madem öyle al da şu usturayı kes gerdanını!” deyince Dertli usturuyı aldığı gibi boynuna çalar. Niyetinin ciddi olduğunu anlayıp elinden usturayı geri almaya kalmadan, Dertli boynunu yaralamıştır. Bu yaradan sonra kurtulur. Ancak niyetini ispatlamıştır. Peki hangi korku bunu yaptırır? Hangi korku Pir Sultan’ı dara götürür? Hangi korku Nesimi’ye deri yüzdürür? Onun için önce EDEBinizi takınıp ondan sonra geliyorsanız gelin. Yoksa mümkünse gelmeyin. Bunların yanı sıra bazı sol gruplar da (aslında hemen hemen hepsi) alevilerin arasına kendine taraf bulmak için girip, ordan o şekilde beslenmek istemektedir. Bu da bambaşka bir konudur. Kendince Hz. Ali’nin çözümlemesini yapıp bununla alevi kökenli gençlere aleviliğin nerden geldiğini öğretmeye çalışırlar, yada alevi kökenli ayaklanmaları sınıf perspektifinde değerlendirirler. Sonuçta derler ki, “Alevilik ilkel bir sosyalizmdir”. Ancak orda da unuttukları birçok şeyin yanı sıra, temelde unutulan şu önemli ayrıntıyı da hiç akıllarına getirmezler: Gerek günümüzde gerekse geçmişte alevilerin sosyal yaşam içinde hakları gasbedilmiş ve bunun devamında birçok zulümler yapılmıştır. Fakat bu alevilerin demokrasi ve yaşamla ilgili sorunları ve çare arayışıdır. Bu alevilik değildir. Alevinin demokrasi sorunuyla, alevinin inancının ne olduğunu birbirine karıştırmamalısınız. Bugün zaten odaklanılan tek şey (o da sözde) alevinin demokrasi sorunudur. Yarın birgün bu sorun kazara haledilecek olsa, alevi zaten inancını da unutmuşsa, bir boşlukta kalıp savrulacaktır. Bizim islamla ilgimizin olmadığını, alevilik islamın içinde mi, dışında mı, sağında mı, solunda mı gibi gereksiz tartışmalar, ancak ve ancak “Diline Sahip Olmamak” anlamına gelir ve EDEBsizliktir. Kimisi kendince aleviliğe bakıp, bir de günümüzde gördüğü, fakat bilmediği islama bakıp, güzel olduğuna inandığı aleviliğin islamla ilgisi olamayacağına inanıyor. Ama demiyor ki, benim bugün gördüğüm bu islamın gerçek islamla ne kadar ilgisi var? Bu soruları kendine sormaktan aciz, ancak kendince bilimsel dayanaklara dayandırğını söyleyecek kadar da kendinden emin! Bu da başka türlü bir EDEBsizlik! Bakın Hz. Ali yaşadığı o günden geleceğe dair ne diyor: “Bir zaman gelecek islamdan sadece isim, Kuran’dan sadece yazı ve eser kalacaktır. O gün geldiğinde mescidler mamurdur (görkemli, bakımlı) yapı bakımından, ancak haraptır hidayet ve iman bakımından. İyi ve güzel olan onlardan kötülük görecek; fitne ve kötülük onlar tarafından korunacak, saklanacaktır...” İnsan denen canlı iyilik ve kötülüğün sınırında yürür; kimisi tercihini iyilikden (bunların sayısı malesef azdır), kimisi de kötülükden yana koyar. EDEBli olanın tercihi hep doğrudan yana olur. Başta da dediğim gibi konu oldukça derin, bizdeyse bilgi yeterli değil. Dilimiz döndüğünce, elimiz yettiğince... Bülent Aldede 17.12.2009"