Site Dili
Marikon Menü
 SİTE MENÜ
      Ana Sayfa
      Sitenin Amacı
      Marikon Tarihi
      Röportajlar
      Köşe Yazıları
      Forumlar
      Biyografiler
      Şiirler
      Fıkralar
      Kitap Köşesi
      İncelemeler
      Site Haritası
      Ziyaretçi Defteri
      Yönetici&Görevliler
HABERLER
      Haber Gönder
      Haber Konuları
      Haber Arşivi
      Basından
      Belediye
      Aramızdan Ayrılanlar
      Yeni Doğanlar
      Çevre Koylerimiz
      Duyurular
      Kültür Sanat
      Sitemiz Hakkinda
      Köy
      Köy Hikayeleri
      Politika
      Tarih Konulu Yazilar
      Yazarlar
      Yöremiz Hakkında
RESIM&VIDEO
      Resim Galerisi
      Köy Resimleri
      Resim Galerisi 1
      Videolar
      Youtube Videoları
      Mp3 Dinle
TOPLULUKLAR
      Reklamlar
      İletişim
      Tavsiye Edin
      Linkler
      İstatistikler
      Top 10
      Anketler
RADYO
      Radyo Duyuruları
EGLENCE&OYUN
      Doğum Günü
      Burçlar
      Oyunlar
Güncel Haberler
·Keçinin bastığı tüfek ateş alınca 2 çoban yaralandı
·Türk ordusu Zap ve Cudi’yi bombaladı
·Uludere’de asker mayını can aldı: 1 çocuk öldü, 2’si yaralandı
·Dicle Üniversitesi öğrencileri Halepçe katliamını kınadı
·Fransa’da gözaltına alınanlardan 4’ü serbest bırakıldı
·Feqi Hüseyin Sağnıç Dil ödülü Kawa Nemir'e veriliyor
·PKK’li Kazım Yılmaz binler tarafından uğurlandı
·Eğitim-Sen: Taş atan çocuklar pazarlık meselesi yapılmamalı
·Anarşist gençler Atina’da polisle çatıştı
·Kılıçdaroğlu: Af'la ilgili sözlerim başka yöne çekiliyor

devamı...
Ara&Bul
Arama sekli:


Genisletilmis Arama
Google Marikon

Özlü Sözler
Cehaletle deha arasindaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanin sinirlari var cehaletinse hiçbir siniri yoktur. Whoopi Goldberg
Alevilik ve Cevapsız Sorular
aldede bildirdi: "
EDEB başlığı altında bir yazı yazdım. Bu yazıyı yazdıktan kısa bir süre
sonra bu yazıma ve buna benzer başka yazılara cevap niteliğinde yazılar
okudum. Ancak bu yazılanlardaki tutarsızlık, temel olarak aşağıda sıraladığım
konu başlıklarında düştükleri çelişkilerle sabittir.


‐ Aleviliği kendince bambaşka bir yerlere koyma çabalarının boşta kalışı,
‐ sözde marksist ideolojinin bilim yöntemi dialektiği temelinde yaklaşmış
oldukları iddiası ve onun sonucu bizi kendilerince metafizik bir yaklaşıma
sahip olmakla suçlamaları, bununla birlikte aleviliği de bu çizginin dışında
göstermeleri,
‐ farkında olarak yada olmayarak bin yılı geçgin yazılı ve sözlü tarihi bir
tarafa bırakıp onların aksine bir istikamette giderken, aradan cımbızla
seçtikleri ve aslında yanlış anladıkları bazı alevi ozanlarının (ki hepsine
niyazım sonsuzdur ben onlara Hak Ozanları diyorum) sözlerini kendilerine
referans göstermeleri ve daha buna benzer bin türlü yanlışlığı içeren ve
bu yanlışlığın kokusunun daha metrelerce öteden geldiği onca lakırdı,
‐ aleviliğin islamın özü olduğunu savunan ben ve benim gibi düşünenleri,
açık yada kapalı bir biçimde gerici ilan etmeleri, vs. vs.
İyi bir alevi her zaman bilimin dostudur. Çünkü bu Hz. Ali’nin de şiarıdır ve
“İlim Çin’de de olsa gidin, alın!” diyor. Ancak bilim dediğimiz sıra neyi
anlamamız gerekiyor bu da ayrı konu! Çünkü bunun arkasına saklanıp, bilimi
kötüye kullanan düzenin efendilerini (egemen güçleri) bize savunanlar da
olmuştur farkında olarak yada olmayarak. Kimisi kendisine “ben marksistim”
dedi, ancak beş dakika sonra ben onu marksist felsefenin söyledikleriyle
çürüttüğümde, sanki bunu yapan kendisi değil de benmişim gibi, tutup Marx
yada Engels’in söylediklerinin gökten inen ayet olmadıklarını ve onların da
yanılmış olabileceklerini savunarak kendini kurtarma çabasına girdi. Kimisi
düzen aleviciliğini savundu, özünü dara çekme noktasında gerisin geri kaçıp
gitti. Kimisi aleviliği ilkel sosyalizm ilan etti, oysa ben ona “alevilik ucsuz
bucaksız bir deryadır, yaşamın her yönüne dair, olsa olsa senin sosyalizm
dediğin şey alevilikteki sosyal bakış açısının ilkel bir şekli olabilir” dediğimde
bana “sen birşey bilmiyormuşsun” deyip kestirip attı ve beni bir daha dinleme
nezaketinde bile bulunmadı. Kimisi de sırf kendini göstermek için ya alevi
göründü reklamını yapmaya çalıştı, yada sosyalist göründü reklamını yapmaya
çalıştı. Bu son gruptan olanlar tartışırken konuşurken ikide bir karşı tarafın
sözünü bölüp, karşı tarafın anlattıklarını dinlemediklerini belli edip, amacın
dışında sırf benliklerini tatmin etmek için; dikkat edin birşeyler öğretip,
birşeyler öğrenmek için değil sadece benliklerini tatmin etmek için konuşurlar
ve kendi konuştukları ve ateşli savundukları düşünceleri onların yaşamında
görmek mümkün olmaz. Mesela kadının toplum içindeki yerine dair bir
konuşmaya başladıkları sıra, tarihsel kavramları da ele alarak öyle bir konuşurlar
ki, bilmeyen sanır ki, kadının kurtuluşunun ilk adresi bu zattır. Oysa evde eşini
ezen, döven hatta türlü türlü aşağılamalarda bulunan da bu, nefsin kör ettiği
zatın kendisidir.
Sen gerçekten marksist olabilirsin. Buna kimse birşey diyemez. Bunu her
zaman söylüyorum. Gerçek (dürüst ve EDEBli) bir marksistle sohbet etmek bana
zevk bile verir. Çünkü benim onunla paylaşamayacağım fazla bir şey yoktur.
Hatta aksine, bu dünyada en iyi sohbet edebileceğim, tartışabileceğim gruptan
biridir. Ancak dürüstlerin sayısı her zaman az olmuştur.
Kürtlerin özgürlük mücadelesini her zaman haklı bulmuşumdur. Çünkü
onların (ki ben de bir kürdüm) başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.
Bunu dünya alem artık biliyor. Ve inkar edilemeyecek şeylerden biri de “eğer
PKK ve Apo olmasaydı, bugün ne kürdün böyle bir mücadele geçmişi olurdu,
ne de dünyanın kürtten bu denli haberi olurdu” noktasıdır. Bununla birlikte
alevi kökenli bir kişinin PKK’yi desteklemesi, yada PKK’yle organik bir bağı
olması noktasında bir rahatsızlığmın olmadığını belirtmekle birlikte, genelde
türk solunun yaptığı gibi, PKK’nin de alevileri kendi saflarına çekmek adına,
aleviliği bir çeşit sosyal adalet ve ezilmişlik dar çemberine sıkıştırıp öyle
gösterme çabasını doğru bulmuyor, bunun aleviliğe zarar verdiğini de
düşünüyorum. Bu onların, öbür grupların da yaptığı türden bir hatasıdır,
yanlışıdır. Aslında bu her kesimin aleviliği sahipsiz bilmesinden ötürü acımadan
tüketmesidir.
Ben bir alevi dedesinin oğluyum. Sultansinemilli’nin torunuyum. Bu bana
ne bir yerden bir imtiyaz getirmiş, ne de ben bunu kullanıp, mezar taşıyla
övünenlerden olmuşumdur. Kaldi ki bu konularda en çok yazan ve bir dedenin
çocuğunun, ancak onu hakettiği zaman dedelik yapması gerektiğini savunan,
bunları gerek oturduğu yerde sözlü, gerekse kaleme döktüğü yerde yazılı dile
getiren bir insanım. Ancak bununla birlikte ocakların bir kutsallığına da inanıyor,
özü ve soyu Muhammed Mustafa’ya, Aliyel Murtaza’ya dayanan ve onbeş asrı
geçmiş olmasına rağmen, o temiz insanların soyunun sürdüğünü gösteren, hele
hele asıl babası Hind’in oğlunun babası olan, ama anası öyle seçti diye kendisine
“Amr bin As” denilen Şeytanı Lainlerin, oğlu yok diye Hz. Peygamber’e “ebter”
demelerinin tokatı, onun soyunun hala şükürler olsun ki yaşadığının
göstergesidir de aynı zamanda. Ben insanı kamil olma açısından, en
seçilmişlerin o soydan geleceğine inanıyorum. Ama bu, o soydan gelen herkesin
öyle olacağı anlamına gelmiyor. Bununla birlikte kendisi o soyun en temiz
yüzlerinden biri olan Hünkar Hacı Bektaşı Veli’nin “belimden gelen değil,
yolumu süren evladımdır” demesi, yolunu sürenin dede olacağı anlamına
gelmez ve bu söz lütfen çarpıtılmasın! Kaldı ki, Bektaşilikteki babagan kolu,
Hünkar’ın Hakka yürümesinden yaklaşık iki yüz yıl sonra bektaşiliğe katılmış, bir
Osmanlı oyununun sonucudur. Burda şunu da kesinlikle belirtmek gerekir:
Babagan kolunun bektaşiliğe eklenmesi her ne kadar da Osmanlı menşeli ise de,
o koldan gelipte yola hizmet eden nice değerli insanlar da olmuştur. Ancak bu,
kimseye “Ocakları afaroz edelim!” deme hakkını vermez. O bir imtiyaz değil,
inancın getirdiği, Serçeşme’ye özüyle sözüyle bağlı olmanın, EDEBin ve itikatın
merkezinin garantisidir.
Yukarıda da belirttiğim gibi, bir Ocakzade olmak, senin temiz olduğunun
garantisi değildir, ancak ocakzadeysen ve temiz değilsen, bu sana herkesden
daha büyük bir ayıptır. Kaldı ki dedelik “hoşsohbet olan toprak insanı”
kavramına sıkıştırılıp bırakılacak basit birşey değildir. Bugün alevilik adına
okuduklarımızın ancak ve ancak binde biri doğrudur, gerisi işkembeye
hizmetten ibarettir. Herkes birşeyler yazıyor, ben de yazıyorum, sen de
yazıyorsun, o da yazıyor, fakat okuduğunu doğru değerlendirebilmek,
okumaktan daha da önemlidir. Bu alt‐üst oluşta köy‐kent ilişkisinden ziyade,
etkili olan insanların gerçek yüzlerini göstermesinin olanağının ortaya
çıkmasıdır. Bununla birlikte daha önceki bir yazımda anlattığım, dedelerin
dedeliği bir gelir kapısı görüp, haketmeyenin de dedelik yapmasının payı daha
da büyüktür.
Seksenlerde, hatta yetmişlerde dedelere yapılanlarda, kimi yerde dede
çocuklarının kendileri de yer aldılar, onlar da bu gaflete düştüler. Bunları yeri
geldiğinde söyledik. Ancak günümüz gençliğinin dedelerin ardıllarına bakış
açılarına dair bir fikir yürütmek bence doğru değildir. Çünkü genel hatlarıyla
bakıldığında böyle bir bakış açısından bahsetmek söz konusu olamaz, çünkü
ortada olmayan şeyin bakış açısı da olamaz. Kaldı ki, günümüz gençliği, büyük
çoğunlukla çürümüş, yozlaşmış ilişkiler yaşayan, dışı cilalı, içi küflü bir gençliktir.
Bu genel bir görüntüdür, ancak her zaman olduğu gibi istisnalar kaideyi
bozmaz!
Bir çok insan, alevilerin ulu ozanı Yemini’nin “Hz. Ali’nin Faziletnamesi”ni
okumuştur. Orda devlerden, kaf dağından, daha nice nice olağan dışı şeylerden
bahsedilir. Cimcime’ler Gerger’ler vardır. Hz. Ali’nin aynı anda iki yerde olması
vardır. Bunlardan birinde Hz. Ali Fazlı için kendini köle olarak sattırır pazarda.
Şimdi biri çıkar der ki, “Yahu bunların hepsi hurafe. Yermibirinci asırda bunlara
mı inanacağız!” İşte aramızdaki fark o! Ben inanıyorum ve bilimsel bakıştan da
uzak değilim! Ama sen dogmalarla yaşıyor ve bunlara inandığım için aslında
bana hakaret ediyorsun. Çünkü, bakarsan tarihe (gerçekten bilimsel bir gözle), o
zaman görürsün ki, gerçeğin en gerçeğini günümüze taşıyan efsaneler, masallar
olmuştur. Çünkü sen, uğrunda savaştığını söylediğin yola köle olmazsan, sana,
Hz. Ali’nin kendini köle olarak satması gerçek dışı gelir. Çünkü sen davan için
binbir beladan geçipte, önünde duran yıkılması imkansız gibi görünen
duvarlara, zulümlere ve devasa güçlere karşı savaşmayı göze alamazsan, Hz.
Ali’nin yedi başlı devi vurup öldürmesi, sana yalanın en büyüğü gibi görünür.
Yada vicdanın seni, yaptığın bir kötülükten dolayı hiç mi hiç rahatsız etmiyorsa,
Hz. Musa’nın bir adamı öldürdükten sonra asasının yılan olması da sana yalan
gelir. Hz. Ali’nin Faziletname’sinde biri Peygamber’e “Peki kaf dağı neresidir?”
diye soruyor. “O bir semboldür” diyor Peygamber. Ve ben bu paragrafın
başından beri anlattıklarıma rağmen, ne aleviliği teslim almaya çalışan bir
diyanet yada onun yan kurumuyla ortak bir alana girmiş oldum, ne de bu
aleviliği onların teslim alma çabalarına yardım eder; aksine onlara, bunu
yapabilmeyi daha da zorlaştırır. Ancak sizin yaptığınız, her ne kadar da zıt
görünse, aleviliği onların kucağına itmektedir.
Dernek ve federasyonların içerisinde, yönetiminde bulunan geçmişte
bazı devrimci hareketlere katılmış, ancak bugün orda gerçektende hizmet
verenler de var, onları tenzih ederek, beirtmeliyim ki, bunu bir önceki yazımda
belirtiğim gibi, sivri, patavatsız ve nezaketsiz çıkışlarıyla her zaman işi kendine
yontmaya çalıştıkları yönde aktiv olanlara diyorum ki “lütfen alevileri rahat
bırakınız.” Rıza Yürükoğlu’nun “Okunacak En Büyük Kitap İnsandır” isimli
kitabını okuduğumda, (ki bu yüce söz Hünkar Hacı Bektaşı Veli’ye aittir) ilk defa
gördüm ki, bir komünist düşünceli insan aleviliği kendi ideolojisine çekme
çabasına girmeden, kendi bakış açısıyla ve doğrularıyla anlatmaya ve
sorunlarına çözümler sunmaya çalışıyor. Doğrusuyla yanlışıyla yaptığı buydu!
Ama bunu yapan kaç kişi sayabilirsiniz? Alevinin demokrasi mücadelesinde
işçisiyle, memuruyla solcusuyla örgütlü hareket edebilmesi ayrı, alevi inancı
ayrı, ancak birinin gelip aleviliği baltalaması ise apayrı konular! Kaldı ki
alevilerin muharrem orucunda gözyaşı dökmeleri bir mutsuzluğun değil, bir
ikrarın eseridir. Şah Hatayi diyor ki:
Şah Hatayim Şah aşkına
Sen yardım eyle düşküne
Düşersen Hüseyin aşkına
Ağladıkça lezzet verir
Biz buna ömür tüketmek demiyoruz. Biz buna AŞK diyoruz AŞK!!! Bu aşka
düşenler pula değil kula değer verir.
Eline Diline Beline Sahib ol! (sırası aynen böyledir) bunların basit
açıklamaları olduğunu iddia etmek abesle iştigaldir. Zaten bunun basit
karşılıkları olduğunu söyleyip, birde arkasından bunun derin manası olduğunu,
yaşam ilkesi olarak alanların yanlış yapmayacaklarını söyleyenlere, edebsizlik
yaptıklarını söylemek sanırım herşeyi aşikar hale getiriyor. Çünkü diline sahib
olmak ilkesine uyulmadığının açık göstergesidir. Ama benim burda bir sorum
var! Bu söz herkesin kendisine uygulayabileceği, insanı her yönden temiz
olmaya ve haksızlık yapmamaya çağıran bir öneridir, öğüttür. Peki bunu
savunmanın metafizik düşünceyle, bilimden uzak olmakla, hurfecilikle ne ilgisi
var? Bunu açıklayabilecek misiniz? Hayır! Açıklayamazsınız, çünkü bu zaten
mümkün değil. Kaldı ki kendi adıma, yazdıklarımda mümkün olduğunca
herkesin anladığı, duru bir dil kullanmaya çalışıyorum ki, bunun tersine benim
gördüğüm sizlerin dili iyi kullanamadığınız, bir cümleyle başlayıp, kırık dökük bir
dille, bambaşka bir yerlerden, ilgisiz terimlerle (sanırım süsleme çabasıyla),
bambaşka anlam(sızlık)larla çıktığınızdır. Bir taraftan bilimden dem vururken,
diğer taraftan dilin de bir bilim dalı olduğunu umursamayışınız, ona da ne kadar
saygılı olduğunuzu ispatlamış oluyor. Kaldı ki, eğer burda yazdıklarımızı, ağdalı
ve içinde farsça arapça kelimelerle dolu bir dille yazsak, eminim ki, yine de özü
çürük olmayanlar, bizim ne bir çıkar ne bir başka menfaatle ilgimiz olmadığını,
bunları yazarken ki tek amacımızın bildiğimiz doğruları, inandiğimiz yolu
paylaşmak olduğunu anlayacaklardır. Bunların sayısı az mı olur? Hiç sorun değil!
Az olsun öz olsun! Kuru kalablıklara, bedeni genç de olsa, özü kirli, beyni
yaşlanmış olanlara ihtiyacımız yok! Bizim Allah’a inanmamız bilimle ters düşen
bir durum değildir. Ancak birilerinin çıkıp Allah’a inanmamızın bilimle ters
düşdüğünü savunması, onun bilime bakış açısının doğru olmadığını, bilimsel
bakmadığını ispatlar.
Alevilik gerçekten de kendi başına bir inançtır. Çünkü o özdür. O, güzel
olan her kaynaktan beslenmesini bilmiştir. Onun bir benzeri yoktur. Çünkü o
özünü “Güruhu Naci”ye katanların yoludur. O, mümin olmanın en güzel
yoludur. O, alemler daha oluşmadan, “Levhi Mahfuz”da olan bilginin takipçisi,
orda isimleri geçen “Ehli Beyt”in bendesi olmanın, bu tertemiz yolun
günümüzdeki adıdır. O Nesimi’nin derisi yüzülürken, Halacı Mansur’un dara
çekilirken “Enel Hak!” diyerek, özetlediği, ancak bugün “bilimsel yaklaşıyorum”
diyerek, birilerinin farkında olarak yada olmadan tersyüz etmeye çalıştıkları,
günümüzde adı islam olmakla beraber, islamla alakası olmayan mezheplere
bakarak, islam olmadığını iddia ettiğiniz, islamın özüdür. Bu yola burda
yazdıklarımla aynı eksende bakmış olanlar tarafından onca yüz yıllardır tek leke
gelmemişken, bugün bize değil, o saydığım ulu insanlara ait olan bu düşünceleri
savunuyoruz diye aleviliğe çamur taşıdığımızı söyleyenlerin, aleviliğe ne kadar
çirkef bulaştırdıklarından haberleri olmasa gerek.
Kimi yerlerde alevi ulu ozanlarının deyişlerinden referanslar alarak sözde
islamla ilgimiz olmadığını ispatlamaya çalışıyorlar (ki ben bunu yaptıklarını bir
önceki yazım EDEB’de belirtmiştim. Mesela buna en iyi örnek, balıklama dalış
yaparak Edip Harabi’nin Vahdetnamesi’ni göstermeleridir:
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik
Hakk'a layık hiçbir mekan yok iken
Hanemize aldik mihman eyledik
...
Bu ve benzeri dörtlüklere bakarak, ordaki derinliği anlama gereği bile
duymadan, “Bak! İşte Edip Harabi söylemiş! Allah yok! Onu insanlar
yaratmış!” Alın size bilimsel bakış! İçkiyi içmesi aslında haram olması icabeden
bir kesim de mesela yine Edip Harabi’ye ait olan şu mısraları kendine kalkan
yapar:
Ey sofu cemalı Haliki Mutlak
Bize bu şarabı inam eylemiş
Onu çok methetmiş Kuran’ı aç bak
Mümin olanlara ikram eylemiş
...
Ama öbür taraftan da yine Edip Harabi’nin kendini İmam Cafer’in bendesi ilan
eden bir nefesi var (Ebu Hanife’nin imamlığının batıl olduğunu anlatan bir
nefesi), onu da görmezden gelirler:
...
Hazreti cenabı nebii ihsan
Evladına oldu bu herif düşman
Harabi sen İmam Cafer’e bağlan
Başka mezhepleri etme vazife
Bu ve buna benzer bakış açısı sonucu, mesela yine Pir Sultan’a ait olan,
Pir Sultanım bu dünyaya
Dolu geldim dolu benim
Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali’yim Ali benim
Dörtlüğünü referans gösterip, burdan yola çıkarak, Pir’in herşeyi insanda
gördüğünü ve böyle olduğu halde neden hala alevilerin Muhammed’i miraca
çıkartıp Allah’la buluşturduklarından dem vuruyorlar. Oysa Pir Sultan’ın
“Ben Ali’yim Ali benim” demesi, bununla çelişkili olmadığı gibi, tersine Pir
Sultan’ın Hz. Muhammed’in miraca çıkışını içeren deyişleri de var. Kaldi ki Pir
Sultan olan insanların dileği zaten miraca ulaşabilmektir. Bu kadar da gafil
olmamak gerekiyor. Pir Sultan’ın Muhammed Ali bendesi olmakla övündüğü
nice nefesleri var. Bunları yok mu sayacaksınız?
Biz Muhammet Ali kullarındanız
Nesli Ali Aba soylarındanız
İmamı Cafer'in mezhebindeniz
Server Muhammed'e peymana geldim
Benim için Hünkar Hacı Bektaşı Veli ne ise, kardeşi Menteş de odur.
Benim için Balım Sultan ne ise, Kalender Çelebi de odur. Baba İshak ve Baba
İlyas’ın önayak oldukları ayaklanmaların temelinde yatan sebeplerden biri de o
dönemin zalim Selçuklu Devleti’nin, o insanların alevi kimliklerinden dolayı
başvurduğu soygun ve baskıdan oluşan zulüm mekanizmasızdı. Ve işin acı tarafı
bugün bu ayaklanmaları aleviliğin islamla ilgisi yok diye referans gösteren
sizler, bu düşüncelerinizle o gün yaşasaydınız o pirler tarafından “düşkün” ilan
edilirdiniz. Kaldı ki tarihin hiçbir döneminde, buna Hz. Muhammed’in bizzat
yaşadığı dönem de dahil, bugün o çok bilindik mezheplerin islamıyla hiçbir
ortak tarafımız olmamıştır. Ve bunu bizzat bilen Muhammed Mustafa
ümmetinin yetmişiki güruha bölüneceğini, ancak bunlardan sadece bir
tanesinin kurtuluşa erişeceğini söylemiştir.
Bunları uzun uzun yazmakta mümkün. Fakat her ne kadar yazsak da, her
ne kadar sizler bunları bilseniz de, vaz geçmeyeceksiniz, bu da belli. Onun için
ben özellikle aleviliği başlı başına başka bir din olarak görenlere ve onu islamın
dışında başka bir inancın devamı gibi sunanlara, daha doğrusu “alevilik
güzeldir, fakat islamla ilgisi yoktur” diyen herkese aşağıdaki soruları
soruyorum, ancak eğer cevap verecekseniz, lütfen dürüstçe cevap verin. Kaldı ki
bu soruların cevabı verilmeden, alevilik hakkında ahkam kesmek, tertemiz bir su
kaynağını bulandırmaktan başka hiçbir işe yaramaz
‐ Sizin kafanızda kurduğunuz alevilik bir din midir?
‐ Bir din ise ibadeti nasıl olmalıdır?
‐ Belli ki, Ehli Beyt ve Muhammed Mustafa’dan rahtsızsınız, o zaman cem
bağlayacak mısınız?
‐ Eğer cem bağlayacaksanız, neye ve kime ikrar vereceksiniz?
‐ Bizim bildiğimiz bugüne kadar varolagelmiş Hak Ozanlarında hep
Muhammed Mustafa ve Aliyel Murtaza olduğuna göre, sizler kimlerden
deyişler okuyacaksınız?
‐ Alevilerde varolanların dışında böyle nefesler bir yerde olmadığına
göre, (bunu yazmak zorunda kaldığıma inanamıyorum ama)
günümüzün hangi popüler sanatçısının besteleriyle ibadet edeceksiniz
(bu nasıl bir ibadetse?)?
‐ Bir dedeye ikrar verecek misiniz?
‐ Yaptığınız her işte bir rıza kapısı olacak mı?
‐ Şehirleşmeyi suçluyorsunuz da, daha düne kadar şehirlerdeki alevi
bektaşi dergahları, ikrar vermiş taliblerle doluydu, bunun suçunu
şehirleşmekte aramak sizce ne kadar doğru?
‐ Şu anda siz şehirde yaşıyorsunuz da, ben bir köyde mi yaşıyorum ki,
bunları savunuyorum?
‐ Metafizik düşüncenin dogma olduğunu söylüyorsunuz (bu saçma bir
savdır). Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin baskılarının
etkili olmadığı islam alanlarında gerek matematikte, gerek fizikte gerek
astronomide ve gerekse diğer bilim dallarında kendi dönemlerinin en
önemli, en büyük gelişmelerinin yapıldığını, bugün Avrupa’daki ve
Amerika’daki gelişmelerin o dönemin temellerine oturtulduğunu
bilmiyor musunuz?
‐ Velhasıl sözün kısası neden eğri oturup doğru konuşmuyorsunuz?
24.12.2009
Bülent Aldede"

Tarih: 24.01.2010 Saat: 09:49 Gönderen: ALBATROS

Not :Yorumları sadece üyeler yazabilir ve okuyabilirler...
Seçenekler
 Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 

Son 10 Haber

Devletin Alevi açılımındaki stratejik yönelimi
Köyüm yağmurları..(Ali gül Gümüs'un yazisi)
Elif Gümüs'ü (Ale cevras) Kaybettik...
Elbistan ve cevre koyleri dayanisma gecesi izlenimlerim
Dugunlerimiz Uzerine...
Alevilik ve Cevapsız Sorular
Cenaze Fonu Toplantisina Cagri.....
EDEB-Bulent Aldede'nin yazisi,,,,,
Eskiden Aleviler katledildi, şimdi Alevilik katlediliyor
HOŞGELDİN MAMNON BEBEK....


Haberler

Haber Arşivi
Anket
Sizce Avrupa ve Batı’nın toplumumuza daha çok hangi alanda etkisi oldu?

Maddi açıdan insanlara yararı daha çok oldu
Kültürümüzün yozlaşmasına neden oldu
İnsanlarımız daha çok olumlu yönlerini aldı
Gençlerimizi olumsuz yönde etkiledi



Sonuçlar
Diğer Anketler

Toplam Oy: 187
Yorum: 0
Kullanıcı Menüsü
Hoş geldin, Ziyaretci
Nickname
Şifre
(Kaydol)
Üyelik:
Son Üye: ozan_01
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 1904

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 26
Üye: 0
Toplam: 26
Linkler



Ziyaretci Sayacı
Pazartesi459
Salı453
Çarşamba484
Perşembe296
Cuma516
Cumartesi482
Pazar540
Toplam:1294411
En Çok:2192
Bilgi
Üyeler:1904   
Haber Kategorisi:18   
Toplam Haber:538   
Bekleyen Haber:3   
Haber Yorumlari:1100   
Incelemeler:12   
Kayitli Yas Gunu:419   
Kose Yazarlari:8   
Kose Yazilari:32   
Şiirler:301   
Bekleyen Şiirler:4   
Fıkralar:194   
Bekleyen Fıkralar:2   
Kitaplar:47   
Bekleyen Kitaplar:0   
Fotograf Kategorisi3  
Fotograf Albumu245   
Fotograf Sayisi389   
Fotograf Yorumu293   
Videolar11   
Youtube Videolari153   
Linkler24   

Site Map
Powered by Copyright © Marikon.Net. All Rights Reserved..
Sayfa Üretimi: 0.27 Saniye